edebiyat felsefe bultmann ibn arabi...

Tanım

şairlerle filozoflar buluşursa...


Bağlantılarım

* Ana Sayfa
* Profilim
* Arşiv
* Arkadaşlarım
* ibnularabi

Kategoriler


RUDOLF BULTMANN’DA VAHİY VE MİTOLOJİ

Protestan teoloji, Hıristiyan geleneği içinde Katolik kilisesine karşı geliştirilmiş eleştirel bir bakış açısını Luther ile başlatmıştır ve günümüzde etkin bir teoloji olmaya devam etmektedir. Bu teoloji, vahiy, iman, kutsal kitap ve teoloji anlayışı bakımından Katolik çerçeveden önemli ölçüde farklılık arz etmektedir. Luther ile başlayan reformist tavır, daha sonra Pascal, Kierkegaard, Diyalektik teoloji ekolü, Tillich ve Bultmann’ın oluşturduğu varoluşçu çizgide gerçekliğini sürdürmüştür. Dolayısıyla bu çizgi, ele aldığı kavramlarda insanı varoluşsal bir varlık olarak ele almakla modern çağın önemli bir bilim dalı olan antropolojinin teolojide ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu ortaya koymuştur. Bu kayma, modern çağın insanının bireyselliğe verdiği önemle yakından ilgilidir. Dolayısıyla bu teoloji insanın bu dünyada önemli bir yer işgal ettiğini göz önüne alarak onun varoluşsal tahlilini yapmayı ilk görev olarak görmüştür.

Luther haç teolojisi çerçevesi içinde Katolik teolojisinde varolan tabii teoloji ve vahyedilmiş teoloji ayırımını şiddetle kınamaktadır. O, insanı direkt olarak Mesih’le karşı karşıya getiren haç teolojisini Aquina’lı Thomas’ın akli teolojisinin karşısına koymaktadır. Klasik teist akımın Tanrı’nın varlığını kanıtlayan teistik delilleri yerine Reform hareketiyle gelen Protestan akımın ‘yalnızca iman, yalnızca kutsal kitap, yalnızca lütuf’ (sola fide, sola ******ura, sola gratia) gibi ilkeleri konmuştur. Tabii Kitab-ı Mukaddes tenkitçiliği daha sonra oldukça farklı bir gelişme, ilerleme gösterdiği için kutsal metinler daha da serbest yorumlara tabi tutulmuştur. Aydınlanma döneminin akılcılığı Kitab-ı Mukaddes yorumunda etkili bir faktördür. Özellikle tarih biliminin geliştiği yön, teolojiye de paraleldir. Bultmann’ın diyalektik teoloji tanımına getirdiği yenilik, bu teolojiyi tamamen tarihsel yöntem olarak görmesiyle olmuştur. Bultmann, teolojisinde insanı ve tarihselliğini merkeze almakla teolojiyi antropolojiye indirgediği suçlamasına maruz kalmıştır. Teist akımda temelde olan Tanrı’nın varlığının delillendirilmesinden daha önemli olan artık modern insanın iman ve Hıristiyan mesajı karşısındaki durumudur. Bultmann, bundan dolayı Hıristiyan eskatolojik mitolojisinin tarihselleştirilmesi üzerinde yoğunlaşmayı bir görev addetmektedir. Böylece o, evrenselci olan teist akımın karşısında yerini almaktadır. Bultmann, vahiy kavramına da tarihselci açıdan yaklaşmaktadır. Vahiy, şimdide tamamlanan bir olaydır. Çünkü kendini yeniden anlama olmaksızın vahiy tamamlanmaz. Bultmann’ın vahiy, iman, kutsal kitap ve teoloji anlayışı önermesel olmayan vahiy anlayışına göre şekillenmiştir. Dolayısıyla tıpkı Luther’de olduğu gibi kişi merkezli bir vahiy anlayışı onun bütün bakış açısını etkilemiştir. Vahiy, bizzat Tanrı’nın kendisini tezahürüdür. İnsan, Tanrı ile Mesih olayında karşılaşmaktadır. Bultmann’ın teolojisinde adeta bir mistik hava eser. Çünkü bu şekildeki bir vahiy, içinde dini tecrübeyi barındırmaktadır.

Bultmann’ın uluhiyet anlayışı da yine mistik bir hava içindedir. Çünkü ona göre Tanrı, bizzat tabii olayların içindedir. Ayrıca Bultmann, Tanrı’nın sıfatları ve isimlerini temele alan teist akımdan farklı olarak Tanrı’nın fiilleri üzerinde durmaktadır. O, bu fiilleri Mesih olayı içinde ele alır. Bunlar, Hıristiyanlık için asli öneme sahip olan kurtuluş, aklama, sevgi ve lütuf fiilleridir.

Rudolf Bultmann, vahiy kavramını iman ile sıkı bir ilişki içinde ele almaktadır Bultmann, iman kavramını teolojisinin temeline koymuştur. Çünkü Kitab-ı Mukaddes yorumu için gerekli olan ilk şey, iman eden bir kişi olmaktır. Bultmann’ın iman anlayışı da Kitab-ı Mukaddes yorumundan ayrı incelenememektedir. Dolayısıyla iman, vahye giden yol için ön şart olmaktadır. Bultmann, imanı ve vahyi varoluşsal bir tarzda ele almaktadır. Dolayısıyla imanı, öncelikli olarak belirli önermelerin tasdiki gören önermesel iman anlayışından farklı bir şekilde tanımlar. Sonucu itibariyle varoluşsal bir bilmeye ulaşılan, temelinde Tanrı’ya duyulan bir güvenin olduğu iman tanımını benimser. İman, Tanrı’nın sözünü işitmektir. İşitmek demek, anlamak ve kabul etmektir. İmanın sebep olacağı kendini yeniden anlama olmaksızın vahiy süreci de tamamlanamaz. Bultmann, bir Hıristiyan teologu olarak Hıristiyan imanının imkanı ve yüceliğinin, Kitab-ı Mukaddes’in varoluşçu, tarihselci bir yorumunu yaparak gösterilebileceğini söylemektedir. Bultmann, Kitab-ı Mukaddes yorumunda varoluşsal bir hermeneutik olarak gördüğü mitolojiden arındırmayı teklif etmekte ve uygulamaktadır. Ona göre Protestan geleneğin sadece iman yoluyla aklanma doktrininin bilgi alanına uygulanması olan hermeneutik metod mitolojiden arındırma, yirminci yüzyılın modern insanına vahyi bizzat yaşama imkanını tanımaktadır. Modern insan, iman ederek vahyi tecrübe etmekle bizzat kendini anlama imkanına kavuşmaktadır. Bultmann, bu şekilde vahyi fazlasıyla öznel bir tecrübeye indirmektedir. Böylece iman ve vahiy kavramları birbirlerine bağlı kavramlar olmaktadırlar.

 Bultmann’a göre Kitab-ı Mukaddes, tarihsel bir metindir. Kitab-ı Mukaddes, Sözün birincil ve vazgeçilmez kaydıdır. Buna göre Kitab-ı Mukaddes, Sözün birincil ve vazgeçilmez şahididir. Yeni Ahit, İnkarnasyon’un insani kaydıdır, yani iman olgusunun iman edenlerce kaydıdır. O halde Kitab-ı Mukaddes, insanlar tarafından yazılan Tanrı’nın tarihteki fiillerinin kaydı olan bir kitaptır. Böylece o, tamamen insan belgeleri setidir. Diğer yandan o, baştan sona, iman açısından yazılmıştır. Yeni Ahit, karakteri itibariyle mitolojik unsurlar içermektedir. Dolayısıyla Bultmann’a göre kutsal kitap, doktrinal yasaları içermez. Kitab-ı Mukaddes yazarları yanılabilir kişiler olarak iman olgusunu anlatmışlardır. Böylece Bultmann, önermesel olmayan bir kutsal kitap tanımı yapmış olmaktadır. Oysa önermesel tanıma göre kutsal kitap, tartışma kabul etmeyen önermeler içerdikleri için yanılmaz otoritedir. Bultmann ise Kitab-ı Mukaddes’in mitolojik dünya görüşünün etkisinde olduğunun bilincinde olarak bir yorum yapılması gerektiğini düşünür.

Bultmann, mitolojiyi toptan yok saymak niyetinde değildir. Fakat o, mitolojinin derin bir anlama sahip olduğunu kabul ederek yola çıkar. Tabii Bultmann, mucizeleri ve Kitab-ı Mukaddes’teki diğer bazı şeyleri oldukları gibi kabul etmeyerek mitolojiden arındırmayı oldukça ilerletmiş ve böylece Hıristiyanlığın ve Kitab-ı Mukaddes’in mitik karakterinin genel kabulüne karşı bir vaziyet almış görünmektedir. Fakat mitolojiye oldukça büyük önem vermektedir. Mesela yeniden diriliş gibi mitolojik olmadan anlatılması çok zor hatta bizce imkansız olan bir hadiseyi imanın temeli görmekle mitolojiyi adeta kutsal bir gerçeklik gördüğü ortaya çıkmaktadır. Zaten modern insanın teolojide, dinler tarihinde ve etnolojide ele aldığı mitoloji, Hıristiyanlığın ve bazı diğer dinlerin vazgeçilmez dil sistemi olarak görülmektedir.  Hatta Alan Watts, miti vahiy olarak tanımlamaktadır. Çalışmamızda da Hıristiyan vahyinin  sunuluşunun, mitolojiye ne kadar muhtaç olduğunu ortaya koymaya gayret ettik.

Bultmann, tarihsel yöntemin bilincinde bir teolog olarak modern dünya görüşünün etkisinde olan modern insanın bakışını yansıttığını düşündüğü Heidegger’in varoluşçu felsefesini Kitab-ı Mukaddes yorumunda temel almıştır. Mitolojiden arındırma, mitolojik anlatımın altında yatan derin anlamı ortaya çıkarmak için Bultmann’ın ileri sürdüğü yorum metodudur. Fakat Bultmann, Kitab-ı Mukaddes’in mitolojik dilini  Heidegger’in varoluşsal terimleriyle yorumlamak gerektiğini söylemekle tam anlamıyla mitolojiden arındıramamaktadır. Ayrıca o, mitolojiden arındırmaya temel olarak imanı almaktadır. Böylece iman akidelerini kabul etmek, yorum için ilk şart olmaktadır. Fakat kabul edilen bu akideler, mitolojik bir karakter arz etmektedirler. Bultmann, bu akidelerin nesnelerinin imanlı varoluşla mitolojiden arındığını düşünmektedir. Bu akidelerin nesneleri, Tanrı fiilleridir. Bultmann, Tanrı fiilleri hakkında analoji yoluyla konuşulabileceğini söylemektedir. Ama aynı zamanda kurtuluş olayına konu olan Tanrı fiillerinin mitolojiden arındırıldığını ileri sürer.

Mitoloji, vahyin ilahi muhtevasını kuşatan formdur. Özellikle Hıristiyanlık söz konusu olunca mitoloji, iman dilinin vazgeçilmez karakteristiğidir. Paul Tillich’e varıncaya kadar Hıristiyan teolojisinin ortak fikri budur. Böylece Hıristiyan vahyi ilkel mitolojiden ayrı düşünülememektedir. Bultmann ise ilkel Hıristiyanlığın bu formunu Heidegger’in mitolojik dili ile yer değiştirmeyi teklif etmektedir. Böylece mitolojiden arındırma projesi başarısız olmaktadır. Çünkü Heidegger de mitolojik bir dille tahlillerini ortaya koymaktadır. O halde vahiy, bir form içine girmek durumundadır. Bu form da insanın ilahi olan ile ilgili konuşması nasılsa öyle olacaktır. O halde Bultmann’a göre vahiy ile mitoloji birbirini bütünleyen iki kavramdır.

 AYŞE ÜNAL

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Tarih: 15:59, 31/3/2008
Yorum yaz

<- | Sonraki Sayfa ->